ManşetÖzel HaberlerSiyasetYazarlar

Mülkiyet Çıkmazı: Yeni Tutuklamalar Olacak Mı?

Kıbrıs’ın kuzeyindeki Rum mallarının satışı ile ilgili Akan Kürşat’ın tutuklanması ile başlayan ve Rum basının “sürek avı” olarak nitelendirdiği süreç, yeni tutuklamalarla devam ediyor.

Kıbrıs’ın kuzeyindeki Rum mallarının satışı ile ilgili Akan Kürşat’ın tutuklanması ile başlayan ve Rum basının “sürek avı” olarak nitelendirdiği süreç, yeni tutuklamalarla devam ediyor.

  • Haklarında dava açılanlar arasında bir İsrail ve iki de Alman vatandaşı bulunuyor. Kıbrıs sorununun çıkmazları arasında bulunan “mülkiyet” konusu siyasi bir mesele olmasına rağmen Rum yönetiminin bireysel davalar açarak yeni tutuklamalar yapması ne anlama geliyor?
  • Neden şimdi?
  • Müzakere defteri kapandı mı?
  • Bu davaların kuzeydeki yansımaları ne olacak?
  • Türk tarafı Akan Kürşat’ın tutuklanmasından bu yana geçen 7 aylık süreçte ne gibi adımlar attı?
  • “Mülkiyet” tehdidi, sadece yabancıları mı kapsayacak? Türkiyeli iş insanları da risk altında mı?

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Girne Milletvekili Fikri Toros, Selda Bektaş’la MESELE’de son gelişmeleri değerlendirdi. Toros’a göre Kıbrıs Türk tarafının kendini konumlandırdığı siyasi tutum, Rum Yönetimini böyle bir misillemeye itti.

Meselenin siyasi olduğunun altını çizen Toros, biran önce müzakere masasına oturulması gerektiğini vurguluyor; Taşınmaz Mal Komisyonu’nun etkinleştirilmesinin önemine dikkat çekiyor.

“’ARKANIZDA KKTC DEVLETİ VAR’ DEDİLER AMA…”

Akan Kürşat’ın Roma’da tutuklanmasıyla başlayan ve 3 kişinin daha tutuklanmasıyla devam eden bir süreç görüyoruz. Neden daha önce değil de, şimdi başladı bunlar? Müzakere sürecinin bittiği anlamına mı geliyor bu? Zira “mülkiyet” konusu Kıbrıs sorunu müzakerelerinde temel konularından biri…

Öncelikle 1974 Barış Harekatı’ndan sonra Kıbrıs sorunu çözümlenemediği için ada hala bölünmüş durumda devam ediyor; Savaş da ‘ateş kes’ konumunda devam etmekte. Dolayısıyla “Kıbrıs’ta çözecek bir sorun yoktur” söylemleri tamamen gerçek dışıdır, yalandır ve deve kuşu misali kendinizi o sorundan soyutlamaktan başka hiçbir şeye hizmet etmez.

2008 yılına kadar mülkiyetle ilgili davalar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınıyordu. Fakat CTP öncülüğünde Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) kuruldu. TMK, AİHM tarafından bir iç hukuk yolu olarak tanınan geçici bir ‘çare müessesidir’. TMK, mülkiyet sorununu tamamen çözecek bir müessese değildir. Ancak mevcut koşullarda davacıları Strazburg’a değil, burada iç hukuk yoluna sevk etmek için kurulan bir ‘çare müessesidir’.

Kapsamlı çözüm olması halinde – Annan Planı’nda ve Crans-Montana’ya kadar varılan tüm yakınlaşmalarda-  bir Mülkiyet Kurulu kurulacaktı. Orada takas-iade-tazminat yollarıyla bu iş çözülecekti. TMK’ya günümüz itibarıyla takriben 7 bin 500 başvuru yapılmış olmasına rağmen, bunlardan sadece 1500 civarı sonuçlandı. Bu 1500’ün de 400 tanesi ödendi. Geriye kalanlar da ödeme bekliyor.

İktidarda olan Ulusal Birlik Partisi zihniyeti, bu sorunu her zaman göz ardı etmiştir.  Buradaki mülklerin “KKTC tapularının yasal olduğu ve KKTC devletinin de kefil olduğu” algısını yaymıştırlar. TMK’nın kuruluşuna itiraz etmişlerdir. Özümsememişlerdir. Bu yüzdendir ki, Türkiye’nin başını derde sokan bir yığın bireysel dava söz konusu oldu Strazburg’da. Başta sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, diğer tüm hükümet yetkilileri hala daha, “Siz yürüyün, korkmayın, bu mülkleri kullanın, yatırım yapın, satın, geliştirin. Biz arkanızdayız” gibi söylemler peşindeler. Hem iş insanlarını, hem yatırımcıları, hem müteahhitleri, hem de mülk alanları yanıltmayı tercih etmektedirler.

 Bildiğiniz üzere, BM himayesinde kapsamlı çözüm müzakereleri 6 başlık altında yürütüldü. Bunlardan biri de mülkiyettir. Sorun siyasidir; hukuki boyutu da vardır ‘evet’ fakat siyasi sorun olan bir yerde hukuki boyut ikincildir.

Dolayısıyla bu bireysel davalarla çözülecek bir dava değildir.

CTP Milletvekili Fikri Toros, KIBRISLI Gazetesi Haber Müdürü Selda Bektaş’ın sorularını yanıtladı…

“MİSİLLEME YAPMAK İÇİN BU TUTUKLAMALARA BAŞVURULDU”

Geldiğimiz noktada ne oluyor?

Sayın Tatar seçildiği günden bu yana (2020), BM himayesinde yürütülen müzakere masasının terk etmiştir. Bu masaya geri dönmeyecek anlamına gelen sözde siyasi pozisyonu savunuyor. Sözde diyorum çünkü egemen eşitliğin ve eşit uluslararası statünün tescilinin mümkün olmayacağını Kıbrıs’la ilgili ‘a.b.c’ bilgisi olan herkes biliyor. Dolayısıyla Sayın Tatar’ın da bunu bilmediğini düşünmüyorum. Dahası, bunları ön koşul koyarken “doğrudan ticaret”, “doğrudan temas” ve “doğrudan uçuş” diye bir “3D formülünün” de bir alternatif olabileceğini söylüyor. Egemen eşitlik talebiyle tamamen çelişen bir şey.  Egemen eşitlik demek, bulunduğunuz coğrafyada BM tarafından tanınan, bağımsız ayrı bir devlet demektir. Bunun olmasının mümkün olmadığı bir ortamda ne doğrudan ticaret, ne doğrudan temas, ne de doğrudan uçuş elbette mümkün değil.

Sayın Tatar, Başbakan Üstel’in önderliğindeki koalisyon hükümeti Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü bir model olarak tercih etmiştir. Bu tercih doğrultusunda bir siyasi irade söz konusudur. Dolayısıyla BM statümüz olan “Kıbrıs Türk toplumu” statümüz ciddi anlamda sekteye uğraşmıştır.

Diğer taraftan resmi müzakerelere geri dönmemekle müzakere başlıkları arasında yakınlaşma olmayan konularda esas çözümsüzlüğün sorumlusu olan Rum liderliğine bir malzeme vermiş oluyorsunuz. Eğer siz çözümsüzlük istiyorsanız, olması imkansız olan ‘iki devletli’ bir çözümü müzakerelere ön koşul koyuyorsanız ve müzakere masasını reddediyorsanız aslında uluslararası hukuku da reddetmiş olursunuz.

Rum lideri de Kıbrıs’ta federal çözümle ilgili olan birisi değil  -Crans-Montana’daki sürecin bozulmasında rol oynayan aktörlerden birisidir-. Rum liderliğinin başkanlık seçiminde kendisine destek veren aşırı sağ partilerin (DİKO-EDEK) oluşturduğu bir hükümetin başkanı konumundadır. Kıbrıs Rum toplumunun en büyük iki partisinin muhalefette olduğu bir siyasi ortamdan bahsediyorum.

Trajik bir şaka.

Rum liderliği, Kıbrıs Türk tarafının yönettiği bu sözde siyasete karşı bir misilleme yapmak için bu tutuklamalara başvurmuştur.  Elindeki güçlü silahlardan birini kullanmaya karar vermiştir. Konu kesinlikle bireysel hukuki işlemle çözülecek bir mesele değildir.

Bu insanlar, gerek mülk alanlar, gerek bu mülkleri pazarlayan acenteler, gerekse mülkleri inşa eden müteahhitler, yap-satçılar KKTC’nin yasalarına uygun bir şekilde bu işi yapmaktadırlar.

KKTC yasaları ile Kıbrıs Cumhuriyeti yasaları örtüşmediği için böyle bir sorun doğuyor. Bu sorunu bizim aleyhimize kullanmaya karar verdiler. Ayrıca Rum liderliği Kıbrıs Türk ekonomisine de bir balta vurmak istedi; bir ceza vermek istedi.

Rum liderliğinin yaptığı şu anda bireysel hukuki işlemlerdir. Siyasi bir sorun olan bir yerde bunun kabul edilmesi asla mümkün değildir; bir sonuç da vermeyecektir. Buna fırsat tanıyan Kıbrıs Türk tarafının bu sözde yeni siyasetidir.

“TMK’YA BAŞVURULAR TEŞVİK EDİLMELİ…”

Ne yapılmalı?

Çare, Taşınmaz Mal Komisyonu’nu etkinleştirmektir.  Bırakın başvuru yapanların derhal tazmin edilmesini, başvuru yapmayanların da başvuru yapmaya teşvik edilmesi gerekmektedir.

Kapsamlı çözüm müzakerelerine derhal geri dönüp, Guterres çerçevesinin 6 maddesinde özetlenen o farklılıkları biran önce bir uzlaşıya getirmektir.

Yapılması gereken budur. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir takım hassasiyetleri varsa onların elde edileceği yer meşru zemin olarak kabul edilen BM himayesinde yürütülen müzakerelerdir. Müzakerelere oturmadığımız; çözümsüzlüğü bir çözüm modeli olarak kabul ettiğimiz müddetçe kendimizi uluslararası hukuktan tecrit etmiş oluyoruz.

Bu da bizi hem itibarsızlaştırır, hem yalnızlaştırır, hem de Rum liderliğinin bizi yurt olarak kabul eden yabancı yatırımcılara karşı bu tür misillemelere daha açık hale getirir.

TUTUKLAMALARIN BİZE YANSIMALARI…

Bu süreç nasıl gidecek? Yansımaları bize ne olacak? Yabancı yatırımcılar ellerindeki mülkleri satıp kaçacak mı?

Tutuklamalar devam edecek. Gayrimenkul piyasasında ve inşatta ciddi bir ürkmeye neden olacak.  Sermaye de bu tür istikrarsız ortamlardan ürker ve uzaklaşır. Mülk satın alan yabancılar, gerek buradaki istikrarsız yasalardan dolayı, gerekse de bu tutuklama emirleriyle zaten ürkmüş durumdalar. Piyasada durgunluk yaşanıyor şu anda. Diğer taraftan sorunun çözümü daha komplike daha karmaşık bir hal alıyor. Kuzey Kıbrıs’ın da güvenirliliği ve itibarı sarsılmaktadır. Bu sadece inşaat sektörünü etkilemekle kalmayacak. Her alanımızı etkileyecek.

“TÜRK VATANDAŞLARI DA TUTUKLANABİLİR…”

Bu tutuklamalar sadece yabancılarla sınırlı mı kalacak? Türkiye’den gelen iş insanları, Türk vatandaşları da risk altında değil mi?

Türk vatandaşları Güney Kıbrıs’a vize ile gidebiliyor. Güney’e giden Türk vatandaşlarının sayısını sınırlıyor bu durum. Ancak Kıbrıs Cumhuriyeti, Avrupa tutuklama emirleri çıkarttırıyor. Dolayısıyla herhangi bir ülkede bir tutuklamalar olabilir.

Bu davalar nasıl sonuçlanır?

Bu davaların sonuçlanabileceğini düşük görenlerdenim. Elbette bir hukukçu değilim ancak bu benim yorumdur. Yeniden tekrar etmek istiyorum, sorun siyasi bir sorundur.

“BU DAVALAR ‘CEZA’ İLE SONUÇLANMAZ…”

“Bu davalardan bir sonuç çıkmayacaktır” mı demek istiyorsunuz?

Ekonomik etkisi yaşanmaya başlanmıştır. Fakat, bahse konu kişilerle alakalı, bir ceza ile sonuçlanacağı olasılığının düşük olacağına inananlardanım.  

Sonuçta bir “ceza” ile sonuçlanmasa dahi, havalimanlarında insanların tutuklanması, haklarında yakalama kararı çıkartılması bir etki yaratacaktır…

Ne kadar manidardır, Akan Kürşat’ın tutuklanması 7 ay önce olmuştu. Bu 7 ay içerisinde bu olayın tekerrür etmesini önlemek için hükümet ve Cumhurbaşkanı hiç bir şey yapmadılar. Tek yaptıkları, “Korkmayın KKTC arkanızdadır” açıklamaları oldu deve kuşu misali…

 YAZI/SELDA BEKTAŞ

Diğer Haberler

Başa dön tuşu