ManşetSiyasetYazarlar

Bir Kazanın Düşündürdükleri

Kaza derken geçtiğimiz günlerde Gemikonağı’nda meydana gelen trafik kazasından söz ediyorum.

Kaza derken geçtiğimiz günlerde Gemikonağı’nda meydana gelen trafik kazasından söz ediyorum.

Öyle sadece ‘kaza’ deyip de geçiştirmiyor, olayın vahametini hafifletmiyorum elbette.

Her yönüyle üzücü, öfkelendirici, isyan ettirici bir olay.

Bir kere, son günlerde dikkat ettiğim kadarıyla, trafik cezalarını başlı başına yükseltmek kazaların önüne geçmeye yetmiyor.

Yetmeyecek de.

Ceza işin bir boyutu. Bir diğer boyutu da denetim. Sokakta sıkı denetim şart. Direksiyon başına “Aman her an polis çıkabilir” korkusuyla geçmemiz lazım.

Bu söylediğimi beğenmeyenler de olabilir elbet. “Polis devleti mi öneriyorsun?” diyenler çıkabilir. 

Olsun.

Bu da benim kendi fikrimi ifade etme özgürlüğüm.

Konuya geri dönelim.

Haberlerden öğrendiğimiz kadarıyla, Gemikonağı’ndaki kazada Pakistan uyruklu gencin ölümüne sebep olan alkollü sürücü asker.

Polis bu kişiyi tutukladı, sonra asker olduğunu öğrenince birliğine teslim etti.

Demokratik, hukuk devleti olan, bir ‘devlet’ olduğunu iddia eden yapılarda kimse kusura bakmasın bu kabul edilebilecek bir durum değildir.

En başta da “devleeeeett Kaaa Kaaaa Teeee Ceeee” diyen Ersin ve Ünal abim ve onların şürekâsının kabullenmemesi gereken bir durumdur.

Geçtiğimiz gün Gazeteci dostum Ulaş Barış bu konuyla ilgili bir paylaşım yaptı. Altına da yine Gazeteci Tümay Tuğyan’ın iç parçalayan yorumunu okudum / okuduk. Ne yazmıştı Tümay?

“Bundan yaklaşık 15 yıl önce Mağusa’da bir asker, kaldırımda yürüyüş yapan iki kadını (bu kadınlardan biri benim büyük halamdı) arabasıyla çarparak öldürdü. Güya yargılanmak üzere ülkesine gönderildi. Sen duyduysan sözde yargılamanın akıbetini, biz da duyduk!”

Bu konunun Türkiye ile ya da şoförün Türk askeri olmasıyla uzaktan ya da yakından bir alakası yoktur. Haber sitelerinin altında konuyu bu yöne çeken (Konuyu Türkiye’ye çeken ve buna karşı duranları kastediyorum) kişiler de konuyu özünden uzaklaştırıyor diye düşünmekteyim.

Konu tamamıyla bu ülkenin konumlandırıldığı noktadır. Bu hukuk devletinden veya genel olarak bir devletten söz ediyorsanız, bu ülkeyi yönettiğini iddia edenler şoförün ceza alması için elinden geleni yapmak zorundandır.

Zira ortada yitip giden bir can vardır.

Hadi bir de anımı anlatayım…

İş yerimiz Lefkoşa Girne Kapısı’ndaki Vakıflar Pasajı’nda. Bundan yaklaşık 10 yıl önce, çarşı iznine çıkan bir asker, pasaj içerisindeki iş yeri sahiplerinden biriyle tartışma yaşar ve iş, karşılıklı fiziksel şiddete döner.

Tabii olay polise yansır. Polis de karşı tarafın çarşı iznindeki asker olduğunu anlayınca, olay haliyle askere yansır.

Apoletli komutanlar, askeri inzibat vs. gelir pasaja.

Dönemin komutanı (hangi bölük ve kimdir bilmiyorum) hükmeder ve der ki “1 hafta boyunca pasaja askeri personelin girişini yasaklıyorum” diyerek pasaj girişlerine Askeri İnzibat görevlendirdi.

Ben de o dönem Cumhurbaşkanlığı’nda Basın Sorumlusu olarak görev yapıyorum.

Ara sıra, boş vakit bulduğumda anne ve babamı ziyaret ederdim. Bu olay sonrası da ziyaret etmek istedim. (Olay ile bağlantılı bir ziyaret değildi)

Efendim, girişteki inzibat arkadaş hemen önümü keserek “giremezsin” dedi.

Haliyle, istifimiz bozmadan yürümeye ve buna kendisinin karışamayacağını, haddini bilmesini söyleyerek yoluma devam ettim.

Kıssadan hisse.

Bunlar olmaz iki gözüm arkadaşlar.

Olamaz.

Olursa adı devlet olmaz.

Başka bir şey olur.

Onu da ben söylemeyim bir zahmet!

YAZI/ ARAL MORAL

Diğer Haberler

Başa dön tuşu