Avukat Aslı Murat Tutuklamalarda Yaşananları Anlattı
Barolar Birliği İnsan Hakları Komitesi Başkanı Aslı Murat ile MESELE’de kelepçe uygulamasını, hücre koşullarını, tutuklamaların gerçekleştiği ilk andan itibaren yaşanılanları konuştuk.
Selda Bektaş
19/10/2023 13:20
Reçete yolsuzluğu soruşturması kapsamında doktorlara ve eczacılara kelepçe takılması; kaldıkları hücrelerin koşulları tartışmalara yol açtı.
“Doktorlarımıza reva mı bu?” dediler ancak bugüne kadar ne bu uygulamaya ne de hücre koşullarına ses çıkardılar…
Ne de olsa tutuklanan “bizden” değildi…
Oysaki insan hakları savunucuları yıllardır bu uygulamaya tepki gösteriyor; hücrelerin fiziki koşullarının da insan onuruna uygun hale getirilmesi gerektiğini gündeme taşıyorlardı...
Ancak bu talepler toplumda ciddi bir karşılık bulmuyordu…
Reçete yolsuzluğu soruşturması, din, dil, ırk, mevki ayrımı yapmadan temel insan haklarının savunulmasının önemini toplumun yüzüne tokat gibi çarptı…
Öte yandan medya etiği de bu soruşturma kapsamında tartışılır hale geldi.
Şüphelilerin açık isimlerinin yazılması, fotoğraflarının blurlanmadan yayınlanması gazetecilik etiği ile hiçbir şekilde bağdaşmaz.
Gazeteciler de, topluma mal olmuş kişilerin tutuklanmaları dışında çalıştıkları kurumda bu etik dışı tutuma karşı durabilir; bununla mücadele edebilirler…
Barolar Birliği İnsan Hakları Komitesi Başkanı Aslı Murat ile MESELE’de kelepçe uygulamasını, hücre koşullarını, tutuklamaların gerçekleştiği ilk andan itibaren yaşanılanları, insan hakkı ihlallerini ve değişmesi gereken yasaları konuştuk.
Öncelikle kelepçe uygulaması ile ilgili tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunu bir hukukçu olarak kişiler üzerinden değil, olay üzerinden değerlendirmeyi tercih ederim. Eğer bir eşitlik söz konusu olacaksa, herkes için bir uygulama olması gerekir. Bunu şuan reçete soruşturmaları sürecinde konuşmamız, özellikle insan hakları alanında çalışan bir avukat olarak beni hem üzdü, hem de sevindirdi.
En azından bu sorunun çözülebileceği noktasına geldik.
Her türlü kişi bugüne kadar hem kelepçe uygulaması, hem de karakollardaki hücre koşulları açısından insani olmayan ve insan onuru ile bağdaşmayan durumlarla karşı karşıyaydı; Uygulamalar ve yasal düzenlemeler açısından…
Daha önceden olmayan hassasiyetin şimdi oluşması, evet üzücü ama değişimi getirebileceği açısından olumlu bir gelişme…
[caption id="attachment_51051" align="alignnone" width="785"]
Barolar Birliği İnsan Hakları Komitesi Başkanı Aslı Murat, Selda Bektaş'ın sorularını yanıtladı...[/caption]
Kelepçe uygulaması ile ilgili yasa ne diyor?
Kelepçede ne Ceza Usul Yasası’nda, ne de Polis Yasası’nda buna ilişkin bir düzenleme yok. Polisin görev ve yetkileri arasında da suç işleme iddiası varsa onunla ilgili kişilerin adalete teslim edilmesi durumu söz konusu. Ancak “nasıl teslim edilecek? Kelepçe uygulanacak mı?” böyle bir düzenleme yok. Bu düzenlemenin olmaması, kelepçe uygulanmasını gerektirmez.
Bu sadece polisin inisiyatifinde mi?
Tamamen öyle. Polise, uluslararası sözleşmeleri hatırlattığımızda, bize “böyle bir genelge var. Biz bunu uyguluyoruz” deniyor.
İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları da içtihatları da, sözleşmenin kuralları da, hücreler ve tutuklama koşullarıyla ilgili çok iyi standartlar koyuyor.
Anayasamızın 90’ıncı maddesi uluslararası sözleşmelerin yasa hükmünde olduğunu belirtir. Uluslararası sözleşmelerin, hükümlerinin, mahkeme kararları bizim ülkemizde de bağlayıcıdır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de bunu içeren bir sözleşmedir. Ayrıca Yüksek Mahkememiz de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin mevzuatımızın bir parçası olduğunu söyler.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kelepçe uygulamasına dair ne diyor?
Bu uygulamaya belli bir standart koyuyor. Kaçma şüphesi olması, başkasına zarar verme şüphesinin olması gibi hususlar değerlendiriliyor…
Ancak çocuklar konusunda çok nettir. Çocuklara kesinlikle kelepçe takılmaması gerektiğine ilişkin düzenleme varken, maalesef biz çocukların da kelepçeli mahkemeye getirildiğini görüyoruz.
Bundan sonraki aşamada idare, bu standartlara bakarak insan onuruna yaraşır bir uygulama yapması gerek.
Maalesef özellikle de polisteki emir-komuta zinciri içerinde insan haklarını çok anlatamıyoruz. Avukat olarak da bunun zorluğunu çekiyoruz.
Bu nedenle Meclis’e, Ceza Usul Yasası’nda bu uygulamaya ilişkin bir düzenleme getirmesi konusunda görev düşüyor.
Henüz bir iddia ile tutuklanmış birine yani sadece şüpheli konumundaki birine kelepçe takılması ne kadar doğru? Sonuçta masum da çıkabilir…
Hem bu ifşalar–medyada görüntülerinin kullanılması, isimlerinin açık yazılması- hem de kelepçe masumiyet karinesinin birebir ihlal edildiği unsurlar.
Modern cezalandırma ilkeleri çok nettir; Siz masum olduğunuzu ispatlamak zorunda değilsiniz. Delilerle mahkemede hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanması gerekir.
Masumiyet karinesi kutsaldır ceza hukukunda. Henüz suçu ispatlanmamış bir kişiyi kelepçelediğinizde, veya keyfi şekilde tutuklu beklettiğinizde masumiyet karinesini birebir ihlal etmiş olursunuz.
Tutuklama süreci nasıl işliyor?
Öncelikle kişi polise getiriliyor. 24 saat içerisinde yargıç huzuruna çıkarılması gerekiyor. Soruşturması tamamlandığı ise o gün salıveriliyor.
Tamamlanmadıysa her 8 günü geçmemek kaydıyla tutukluluk talep ediliyor 3 aya kadar…
Bir soruşturma 3 ayda tamamlanmamış ise kişi salıverilmek zorunda.
Tutukluluk sürecinde savcı ve polis şunu ispat etmek zorunda: Henüz soruşturma tamamlanmadı, kaçma şüphesi var. Delilere müdahale etme şüphesi var…
Bunu kanıtlamadığınız takdirde, yargıç tutukluluk vermez. Eğer bir itiraz varsa tutukluluğa, o zaman duruşması yapılır ve mahkemenin ikna edilmesi gerekir.
Bu neden önemli? Çünkü siz tutukluğu bir cezalandırma yöntemi olarak kullanamazsınız…
Çoğu meselede sıkıntılar yaşıyoruz.
Şuan üst kademe kişilerin tutuklandığı ve zanlı pozisyonunda olduğu bir süreç bu konuşuluyor. Eskiden beri süren ve yabancıların, öğrencilerin, çocukların, yoksulların maruz kaldığı bu uygulamayı çok fazla konuşmadık toplum olarak.
Ne kadar samimiyiz toplum olarak bu açıdan?
Açıkçası hiç samimi olduğumuzu düşünmüyorum. Bu alanda çalışan bir avuç insan var. Tutukluluk koşulları, masumiyet karinesi ile ilgili yıllardır bir şeyler dile getirmeye çalışıyoruz ama maalesef “bize dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığı ile umurumuzda olmuyor. Ancak bu ip dönüp dolaşıp bizim de ayağımıza dolanıyor.
Soruşturma aşamasındaki tutuklamalarda ne gibi insan hakları ihlalleri yaşanıyor?
Anayasamız tutuklanan bir kişinin avukattan yararlanma hakkı olduğunu tespit eder. Hatta anayasamız ücretsiz hukuki destek verilmesi gerektiğini de söyler.
Ancak yasalara baktığımızda bunun sadece ağır ceza ile yargılanan bir kişiye sağlandığını ve mahkeme bunu takdir ederse – yargılama devam ederken-, Barolardan böyle bir talepte bulunur. Sadece bu düzenlememiz var.
Adli yardım, kişilerin adalete erişimi için çok önemlidir. Polisin karakola çağırdığı andan itibaren kişilerin avukat desteğinden yararlanması gerekir.
Maddi durumu yeterli kişiler hemen avukattan yararlanabiliyorken, yoksul kişiler ve yabancılardan ifade rahatça alınıyor; bazı durumlarda kötü muameleye maruz kalabiliyorlar ifade verirken.
Maalesef işkence, Ceza Yasamızda suç kapsamında değil. Böyle durumlarda polisler darptan yargılanıyor. Bu kabul edilebilir değil, çünkü nitelikli bir suçtur.
Yani maddi durumu yetersiz kişilerin - ilk tutuklamalarda- ücretsiz avukat hakkı yok…
Evet, böyle bir hakları yok. İlk tutuklanmalarda “avukatımla görüşmek istiyorum” deme hakkınız var. Polisin de bunu hatırlatması gerekiyor.
Parası olmayanlar, Adli Yardım Sistemimiz olmadığı için, ücretsiz bir hukuki destek alamıyor.
“İşkence suç kapsamında” değil dediniz… Bu tüyler ürpertici…
Ceza Yasamızda düzenlenmemiştir. Nasıl ki ‘cinsel tecavüz’ düzenlemiştir, ‘işkence’ bir fiil düzenlenmemiştir. Bu büyük bir eksiklik.
Devlet erkini kullanarak bir kişiyi ifade vermeye zorlama gibi bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. Buna ilişkin ihbarlar alınıyor. Zaman zaman bazı fillerden dolayı yargılanan polis mensupları var. 2 ay 3 ay ceza alıyorlar.
Ancak şunu bilmeliyiz: Bir polisin bir kişiyi ifade alırken darp etmesiyle, iki vatandaşın birbirini darp etmesi aynı değil. Bu nitelikli bir suçtur daha ağır ceza alınması gerekir.
Kişinin susma hakkı var mı?
Tabi ki var. Ancak polis ifadeye çok sarılıyor. Bunda da sıkıntımız var. Kötü muamele de beraberinde geliyor.
‘Delilden sanığa gitme’ diye çok temel bir prensip vardır ceza hukukunda. Biz içeri alıyoruz, sonra delilleri toplamaya başlıyoruz. Böyle ters bir ilişki var. Yaşadığımız temel sorunlardan biri de bu.
İkinci bir sorun da bu noktada, avukatların müvekkilleriyle görüşmelerinde yaşanıyor.
“Bugün bir kere geldin, yeterlidir” deniyor.
Bu keyfilik mi? Bununla ilgili bir kısıtlama var mı?
Evet. Bu da keyfi bir uygulama. Kişi ne kadar avukatla isterse, hangi saatlerde isterse görüşebilir. Ben sabaha karşı gidip, “müvekkilimle görüşmek istiyorum” diyebilirim. Yasamızın koyduğu bir sınırlama yok.
Özellikle kişinin ifade vermeden – ifade mahkemeye sunulacak önemli bir kanıttır-, avukatıyla temas kurması önemlidir.
Modern bir sistemden bahsedersek, ifadenin kamera ve ses kaydıyla alınması; avukatın bulunması gerekir. Bu polisin de elini rahatlatacak bir şeydir.
Polisin önemli icraatları varken, zaman zaman ihlaller de oluyor. Yapmadıysa bile bunun yükü altında kalabiliyor. Hâlbuki avukat gözetimi altında görüntülü ifade alırsanız, işkence ve kötü muamele iddiasından da kurtulacaksınız.
Bu nedenle ceza usulünün modernleştirilme ihtiyacı var. Cezaevi ve alıkonma mekanı dediğimiz karakol hücrelerini veya cezaevini denetleyecek bağımsız bir mekanizmaların da kurulması gerekiyor.
Cezaevinin denetlenmesine ilişkin bir komite var ancak o komite siyasi atamalardan oluşuyor.
Karakol hücreleri ne durumda?
Felaket durumda. Kesinlikle temiz değil. Hijyen koşulları yok. Bir taşın üzerinde size,yıkanmamış battaniyeler veriyorlar ve onlarla örtünmenizi bekliyorlar. Tuvaletler temiz değil.
Gün ışığı girmiyor. Gece ile gündüz birbirine karışıyor. Karakolda bile olsanız belli bir süre gün ışığına çıkmanız gerekiyor. Uluslararası standartlar bunu gerektirir.
Dengeli bir beslenme de mümkün değil. Hele de paranız ve aile desteğiniz yoksa…
Karakolda yemek verilmiyor… Bazen polisler, tutuklulara kendileri sandviç alıyor. Üç öğün bu veriliyor. Buraya kimin gireceği hiç belli değil…
İnsanlar suç işleyebilir ancak suç işleyenin temel insan haklarından yararlanamayacağı anlamına gelmiyor bu.
Tutukluların doktor kontrolleri nasıl oluyor?
Sağlık kontrollerine kelepçeli götürülüyorlar. Bu aşamalarda kelepçeli de muayene ediliyorlar. Ya da yatağa kelepçeleniyorlar. Bunların hiçbiri kabul edilebilir değil.
İstanbul Protokolü var ve bu işkencenin raporlanması için bir protokol. Burada doktora “hiç kimseyi -tutuklu -mahkum, kelepçeli- muayene etmeyeceksiniz” der. Aynı zamanda kişiyi getiren güvenlik görevlisinin de dışarı çıkarılması gerekir. Aksi takdirde, işkence ve kötü muamele gören kişi, ihbarda bulunmaz.
Protokol’de bu kişilerin nasıl muayene edileceği de belirtilmiştir. Başından, tırnağının ucuna kadar…
Doktorlara da burada önemli görevler düşüyor…
İşkencenin tespit edilmesi için önemli bir protokoldür.
Kaçma şüphesi veya saldırgan biri nasıl muayene edilmeli?
Bunun için ayrı koğuşlar açılmalı. Yurtdışında hastanelerde mahkum koğuşları bulunuyor kaçmayı önleyecek. Bunları yapmak zor değil aslında.
Bence zor. Şuan sağlık sistemi çökmüş durumda. Hastalara yatak, ilaç bulunamıyor. Ameliyatlar erteleniyor…
Size katılıyorum. Eğitim de sağlık sistemi de çökmüş durumda. Ancak bunu yapmamak birçok ihlali getiriyor. O kişiler hastadır. Mahkum olarak tanımlayamazsınız hastanede o kişileri.
Meclis’te neler yapılmalı?
Bu meseleyi temel anlamda, ‘işkence ve kötü muamele yasağı’ ve ‘alıkonma’ koşulları üzerinden değerlendiriyorum. Ülke olarak bu alana gözümüzü açmıyoruz.
Modern bir ceza adaleti sisteminin kurulması gerektiğini düşünüyorum. Bunun içerisinde işkencenin suç kapsamına alınması, ücretsiz hukuki destek hakkı; Caza Usul Yasası’nda kelepçenin hangi kurallar çerçevesinde uygulanmasına ilişkin temel bir düzenlemenin hayata geçirilmesi gerekiyor. Bunun muğlak kelimelerle, keyfiyete açık olmaması gerekiyor.
Karakol hücrelerinin fiziki koşullarının baştan elden geçirilmesi, hijyen ve insani koşulların tesis edilmesi gerekiyor.
Suça sürüklenen çocuklarla ilgili de ciddi çalışmalar olması gerekiyor. Çocuk Suçlular Yasamız diye (Fasıl 157) bir yasamız var, o yasanın ismiyle birlikte toptan değiştirilmesi gerekiyor. Orada 14 yaşına kadar çocuk; 14-16 yaş arasını genç sayıyor. 16’dan büyükler ise yetişkin sıfatında. Bu yasa onları kapsamıyor.
Haber/ Yorum: Selda Bektaş
Barolar Birliği İnsan Hakları Komitesi Başkanı Aslı Murat, Selda Bektaş'ın sorularını yanıtladı...[/caption]
Kelepçe uygulaması ile ilgili yasa ne diyor?
Kelepçede ne Ceza Usul Yasası’nda, ne de Polis Yasası’nda buna ilişkin bir düzenleme yok. Polisin görev ve yetkileri arasında da suç işleme iddiası varsa onunla ilgili kişilerin adalete teslim edilmesi durumu söz konusu. Ancak “nasıl teslim edilecek? Kelepçe uygulanacak mı?” böyle bir düzenleme yok. Bu düzenlemenin olmaması, kelepçe uygulanmasını gerektirmez.
Bu sadece polisin inisiyatifinde mi?
Tamamen öyle. Polise, uluslararası sözleşmeleri hatırlattığımızda, bize “böyle bir genelge var. Biz bunu uyguluyoruz” deniyor.
İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları da içtihatları da, sözleşmenin kuralları da, hücreler ve tutuklama koşullarıyla ilgili çok iyi standartlar koyuyor.
Anayasamızın 90’ıncı maddesi uluslararası sözleşmelerin yasa hükmünde olduğunu belirtir. Uluslararası sözleşmelerin, hükümlerinin, mahkeme kararları bizim ülkemizde de bağlayıcıdır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de bunu içeren bir sözleşmedir. Ayrıca Yüksek Mahkememiz de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin mevzuatımızın bir parçası olduğunu söyler.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kelepçe uygulamasına dair ne diyor?
Bu uygulamaya belli bir standart koyuyor. Kaçma şüphesi olması, başkasına zarar verme şüphesinin olması gibi hususlar değerlendiriliyor…
Ancak çocuklar konusunda çok nettir. Çocuklara kesinlikle kelepçe takılmaması gerektiğine ilişkin düzenleme varken, maalesef biz çocukların da kelepçeli mahkemeye getirildiğini görüyoruz.
Bundan sonraki aşamada idare, bu standartlara bakarak insan onuruna yaraşır bir uygulama yapması gerek.
Maalesef özellikle de polisteki emir-komuta zinciri içerinde insan haklarını çok anlatamıyoruz. Avukat olarak da bunun zorluğunu çekiyoruz.
Bu nedenle Meclis’e, Ceza Usul Yasası’nda bu uygulamaya ilişkin bir düzenleme getirmesi konusunda görev düşüyor.
Henüz bir iddia ile tutuklanmış birine yani sadece şüpheli konumundaki birine kelepçe takılması ne kadar doğru? Sonuçta masum da çıkabilir…
Hem bu ifşalar–medyada görüntülerinin kullanılması, isimlerinin açık yazılması- hem de kelepçe masumiyet karinesinin birebir ihlal edildiği unsurlar.
Modern cezalandırma ilkeleri çok nettir; Siz masum olduğunuzu ispatlamak zorunda değilsiniz. Delilerle mahkemede hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanması gerekir.
Masumiyet karinesi kutsaldır ceza hukukunda. Henüz suçu ispatlanmamış bir kişiyi kelepçelediğinizde, veya keyfi şekilde tutuklu beklettiğinizde masumiyet karinesini birebir ihlal etmiş olursunuz.
Tutuklama süreci nasıl işliyor?
Öncelikle kişi polise getiriliyor. 24 saat içerisinde yargıç huzuruna çıkarılması gerekiyor. Soruşturması tamamlandığı ise o gün salıveriliyor.
Tamamlanmadıysa her 8 günü geçmemek kaydıyla tutukluluk talep ediliyor 3 aya kadar…
Bir soruşturma 3 ayda tamamlanmamış ise kişi salıverilmek zorunda.
Tutukluluk sürecinde savcı ve polis şunu ispat etmek zorunda: Henüz soruşturma tamamlanmadı, kaçma şüphesi var. Delilere müdahale etme şüphesi var…
Bunu kanıtlamadığınız takdirde, yargıç tutukluluk vermez. Eğer bir itiraz varsa tutukluluğa, o zaman duruşması yapılır ve mahkemenin ikna edilmesi gerekir.
Bu neden önemli? Çünkü siz tutukluğu bir cezalandırma yöntemi olarak kullanamazsınız…
Çoğu meselede sıkıntılar yaşıyoruz.
Şuan üst kademe kişilerin tutuklandığı ve zanlı pozisyonunda olduğu bir süreç bu konuşuluyor. Eskiden beri süren ve yabancıların, öğrencilerin, çocukların, yoksulların maruz kaldığı bu uygulamayı çok fazla konuşmadık toplum olarak.
Ne kadar samimiyiz toplum olarak bu açıdan?
Açıkçası hiç samimi olduğumuzu düşünmüyorum. Bu alanda çalışan bir avuç insan var. Tutukluluk koşulları, masumiyet karinesi ile ilgili yıllardır bir şeyler dile getirmeye çalışıyoruz ama maalesef “bize dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığı ile umurumuzda olmuyor. Ancak bu ip dönüp dolaşıp bizim de ayağımıza dolanıyor.
Soruşturma aşamasındaki tutuklamalarda ne gibi insan hakları ihlalleri yaşanıyor?
Anayasamız tutuklanan bir kişinin avukattan yararlanma hakkı olduğunu tespit eder. Hatta anayasamız ücretsiz hukuki destek verilmesi gerektiğini de söyler.
Ancak yasalara baktığımızda bunun sadece ağır ceza ile yargılanan bir kişiye sağlandığını ve mahkeme bunu takdir ederse – yargılama devam ederken-, Barolardan böyle bir talepte bulunur. Sadece bu düzenlememiz var.
Adli yardım, kişilerin adalete erişimi için çok önemlidir. Polisin karakola çağırdığı andan itibaren kişilerin avukat desteğinden yararlanması gerekir.
Maddi durumu yeterli kişiler hemen avukattan yararlanabiliyorken, yoksul kişiler ve yabancılardan ifade rahatça alınıyor; bazı durumlarda kötü muameleye maruz kalabiliyorlar ifade verirken.
Maalesef işkence, Ceza Yasamızda suç kapsamında değil. Böyle durumlarda polisler darptan yargılanıyor. Bu kabul edilebilir değil, çünkü nitelikli bir suçtur.
Yani maddi durumu yetersiz kişilerin - ilk tutuklamalarda- ücretsiz avukat hakkı yok…
Evet, böyle bir hakları yok. İlk tutuklanmalarda “avukatımla görüşmek istiyorum” deme hakkınız var. Polisin de bunu hatırlatması gerekiyor.
Parası olmayanlar, Adli Yardım Sistemimiz olmadığı için, ücretsiz bir hukuki destek alamıyor.
“İşkence suç kapsamında” değil dediniz… Bu tüyler ürpertici…
Ceza Yasamızda düzenlenmemiştir. Nasıl ki ‘cinsel tecavüz’ düzenlemiştir, ‘işkence’ bir fiil düzenlenmemiştir. Bu büyük bir eksiklik.
Devlet erkini kullanarak bir kişiyi ifade vermeye zorlama gibi bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. Buna ilişkin ihbarlar alınıyor. Zaman zaman bazı fillerden dolayı yargılanan polis mensupları var. 2 ay 3 ay ceza alıyorlar.
Ancak şunu bilmeliyiz: Bir polisin bir kişiyi ifade alırken darp etmesiyle, iki vatandaşın birbirini darp etmesi aynı değil. Bu nitelikli bir suçtur daha ağır ceza alınması gerekir.
Kişinin susma hakkı var mı?
Tabi ki var. Ancak polis ifadeye çok sarılıyor. Bunda da sıkıntımız var. Kötü muamele de beraberinde geliyor.
‘Delilden sanığa gitme’ diye çok temel bir prensip vardır ceza hukukunda. Biz içeri alıyoruz, sonra delilleri toplamaya başlıyoruz. Böyle ters bir ilişki var. Yaşadığımız temel sorunlardan biri de bu.
İkinci bir sorun da bu noktada, avukatların müvekkilleriyle görüşmelerinde yaşanıyor.
“Bugün bir kere geldin, yeterlidir” deniyor.
Bu keyfilik mi? Bununla ilgili bir kısıtlama var mı?
Evet. Bu da keyfi bir uygulama. Kişi ne kadar avukatla isterse, hangi saatlerde isterse görüşebilir. Ben sabaha karşı gidip, “müvekkilimle görüşmek istiyorum” diyebilirim. Yasamızın koyduğu bir sınırlama yok.
Özellikle kişinin ifade vermeden – ifade mahkemeye sunulacak önemli bir kanıttır-, avukatıyla temas kurması önemlidir.
Modern bir sistemden bahsedersek, ifadenin kamera ve ses kaydıyla alınması; avukatın bulunması gerekir. Bu polisin de elini rahatlatacak bir şeydir.
Polisin önemli icraatları varken, zaman zaman ihlaller de oluyor. Yapmadıysa bile bunun yükü altında kalabiliyor. Hâlbuki avukat gözetimi altında görüntülü ifade alırsanız, işkence ve kötü muamele iddiasından da kurtulacaksınız.
Bu nedenle ceza usulünün modernleştirilme ihtiyacı var. Cezaevi ve alıkonma mekanı dediğimiz karakol hücrelerini veya cezaevini denetleyecek bağımsız bir mekanizmaların da kurulması gerekiyor.
Cezaevinin denetlenmesine ilişkin bir komite var ancak o komite siyasi atamalardan oluşuyor.
Karakol hücreleri ne durumda?
Felaket durumda. Kesinlikle temiz değil. Hijyen koşulları yok. Bir taşın üzerinde size,yıkanmamış battaniyeler veriyorlar ve onlarla örtünmenizi bekliyorlar. Tuvaletler temiz değil.
Gün ışığı girmiyor. Gece ile gündüz birbirine karışıyor. Karakolda bile olsanız belli bir süre gün ışığına çıkmanız gerekiyor. Uluslararası standartlar bunu gerektirir.
Dengeli bir beslenme de mümkün değil. Hele de paranız ve aile desteğiniz yoksa…
Karakolda yemek verilmiyor… Bazen polisler, tutuklulara kendileri sandviç alıyor. Üç öğün bu veriliyor. Buraya kimin gireceği hiç belli değil…
İnsanlar suç işleyebilir ancak suç işleyenin temel insan haklarından yararlanamayacağı anlamına gelmiyor bu.
Tutukluların doktor kontrolleri nasıl oluyor?
Sağlık kontrollerine kelepçeli götürülüyorlar. Bu aşamalarda kelepçeli de muayene ediliyorlar. Ya da yatağa kelepçeleniyorlar. Bunların hiçbiri kabul edilebilir değil.
İstanbul Protokolü var ve bu işkencenin raporlanması için bir protokol. Burada doktora “hiç kimseyi -tutuklu -mahkum, kelepçeli- muayene etmeyeceksiniz” der. Aynı zamanda kişiyi getiren güvenlik görevlisinin de dışarı çıkarılması gerekir. Aksi takdirde, işkence ve kötü muamele gören kişi, ihbarda bulunmaz.
Protokol’de bu kişilerin nasıl muayene edileceği de belirtilmiştir. Başından, tırnağının ucuna kadar…
Doktorlara da burada önemli görevler düşüyor…
İşkencenin tespit edilmesi için önemli bir protokoldür.
Kaçma şüphesi veya saldırgan biri nasıl muayene edilmeli?
Bunun için ayrı koğuşlar açılmalı. Yurtdışında hastanelerde mahkum koğuşları bulunuyor kaçmayı önleyecek. Bunları yapmak zor değil aslında.
Bence zor. Şuan sağlık sistemi çökmüş durumda. Hastalara yatak, ilaç bulunamıyor. Ameliyatlar erteleniyor…
Size katılıyorum. Eğitim de sağlık sistemi de çökmüş durumda. Ancak bunu yapmamak birçok ihlali getiriyor. O kişiler hastadır. Mahkum olarak tanımlayamazsınız hastanede o kişileri.
Meclis’te neler yapılmalı?
Bu meseleyi temel anlamda, ‘işkence ve kötü muamele yasağı’ ve ‘alıkonma’ koşulları üzerinden değerlendiriyorum. Ülke olarak bu alana gözümüzü açmıyoruz.
Modern bir ceza adaleti sisteminin kurulması gerektiğini düşünüyorum. Bunun içerisinde işkencenin suç kapsamına alınması, ücretsiz hukuki destek hakkı; Caza Usul Yasası’nda kelepçenin hangi kurallar çerçevesinde uygulanmasına ilişkin temel bir düzenlemenin hayata geçirilmesi gerekiyor. Bunun muğlak kelimelerle, keyfiyete açık olmaması gerekiyor.
Karakol hücrelerinin fiziki koşullarının baştan elden geçirilmesi, hijyen ve insani koşulların tesis edilmesi gerekiyor.
Suça sürüklenen çocuklarla ilgili de ciddi çalışmalar olması gerekiyor. Çocuk Suçlular Yasamız diye (Fasıl 157) bir yasamız var, o yasanın ismiyle birlikte toptan değiştirilmesi gerekiyor. Orada 14 yaşına kadar çocuk; 14-16 yaş arasını genç sayıyor. 16’dan büyükler ise yetişkin sıfatında. Bu yasa onları kapsamıyor.
Haber/ Yorum: Selda Bektaş